Meslek Odaları ve İdeoloji

‘Sol’ ve ‘sağ’ terimlerinin ilk kez Fransız Devrimi sırasında ortaya çıktığı kabul edilir. Ulusal Meclisin açılışında üyelerden rejimi destekleyenler, kürsüden bakılınca sağa; devrimi destekleyenler sola oturduğunda, ayrım doğar. Milletvekillerinden Baron de Gauville‘in sözleri önemlidir. “Birbirimizi tanımaya başladık. Dine ve krala sadık olanlar, karşı cenahtaki coşkulu kalabalığın serbestçe haykırışlarından, güya edepsizliklerinden kaçınmak için kürsünün sağına yerleştiler.”

5 Mayıs 1789’da 16. Louis huzurunda açılan Fransa Meclisi

Sağ ve sol kavramlarının ne kadar tesadüfen doğduğunu görüyoruz. Başlangıçta ortada derin ideolojik manifestolar değil, düzeni korumak isteyenlerle düzeni dönüştürmek isteyenlerin doğal bir ayrışması varmış. Sağ, zamanla geleneği, hiyerarşiyi, mülkiyeti ve sürekliliği temsil ederken; sol, eşitliği, dönüşümü, kamusal faydayı ve sorgulamayı savunan bir çizgiye evrilir. Bu ayrım, modern siyasetin ana eksenini oluşturur. Bu noktada, siyasetin orta sınıfla ilişkisini iki bin yıl öncesinden kuran bir düşünürü hatırlamak öğreticidir: Aristoteles. Politika adlı eserinde Aristoteles, sağlıklı bir toplumun ancak güçlü ve bilinçli bir orta sınıfla ayakta kalabileceğini söyler. Ona göre ne aşırı zenginler ne de aşırı yoksullar erdemli bir siyasal düzen kurabilir. Zenginler kibirli ve buyurgan olmaya, yoksullar ise bağımlı ve tepkisel davranmaya meyillidir. Bu iki uç arasında dengeyi sağlayan, mülkiyeti olan ama iktidara bağımlı olmayan orta sınıftır.

Aristoteles için siyaset, profesyonel politikacıların işi değildir; toplulukta yaşayan her yurttaşın sorumluluğudur. Orta sınıfın siyasetten çekilmesi, alanın ya oligarşiye ya da tiranlığa terk edilmesi anlamına gelir. Bu nedenle “siyasete bulaşmamak”, Aristoteles açısından bir erdem değil, bir ihmaldir. Çünkü siyaset boşluk kabul etmez; bilinçli yurttaş çekildiğinde, güç tutkusu olanlar o boşluğu mutlaka doldurur.

Bugün ülkede maalesef orta sınıfın erimesi konuşuluyor. Mühendisler günümüzün orta sınıfıdır, ne doğrudan iktidar sahibidirler ne de bütünüyle güçsüz. Bilgiye, mesleki itibara(?) ve toplumsal sorumluluğa sahiptirler. Bu yüzden seçimlerden uzak duran, “bana dokunmasın siyaset” diyen mühendis, yalnızca kendi hakkından değil, mesleğin kamusal niteliğinden de vazgeçmiş olur. Bu vazgeçişin sonucu ise kaçınılmazdır: Kararların başkaları tarafından alınması. Ülkenin geldiği durum geri dönülmez noktayı geçiyor bile olsa Gazi Ata’nın “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” deyişi akıldan çıkarılmamalıdır.

Antalya seçmeninin pragmatist olduğu, belediye seçimlerinde salınımla, bir sağ bir sol partilerin kazandığı söylenir. Böcek bir istisna olsa da onun da ideolojik olarak git gelleri olduğu eleştirileri yapılır. Peki EMO siyaseti? Antalya’nın pragmatizmiyle paralel midir? Ankara’dan bakınca “Mesleki Birlik” olarak göründüğü söylenir (Koru Başkan, zamanında kahraman(!) ilan edilmiştir denir). Koru’dan sonra, Dolanay’ın CHP’den aday adaylıkları bilinir. O halde “demokrat” kanat Koru ve Dolanay’la birlikçileri yenmiştir denebilir mi? Peki Metin dönemi? Rövanş mı? Sentez mi? Orta yol mu?

Oy sahibi mühendis büyük resme bakacak. Genel muhasebesini yapacak. “Hangi düzenin sürmesine katkı sunuyor olabilirim?”, “Sessizliğim kimin işine yarıyor?”, “Meslek odam gerçekten benim odam mı?”

Sonuçta siyaset, ahlaktan bağımsız değildir; etik, siyasetten azade olamaz. Mühendislik yalnızca hesap yapmak değilse, hayat da yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değildir. Tarafsızlık çoğu zaman güçlüden yana sessiz kalmanın başka bir adıdır. Ve insan, er ya da geç, kendi sessizliğinin sonuçlarıyla yüzleşir. Mesele, bu yüzleşmeyi bilinçle mi yoksa pişmanlıkla mı yaşayacağınızdır.

Kendinizi sağcı zannederken öyle olmadığınızı farkettiren yıllar yaşanıyor.

  1. Link ↩︎

Derin EMO sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin